Müzik Üniversitesi İçin Geçmişten Sayfalar...

ERSİN ANTEP[1]

 

Müzik Üniversitesi ile ilgili gelişmelere değinmeden önce, günümüzde üniversite çatısı altında yer alan müzik eğitimine göz gezdirelim. Devlet üniversiteleri ile vakıf üniversitelerine bağlı olarak, Devlet Konservatuarı (vakıf üniversitelerinde Konservatuar adıyla), Türk Musikisi Devlet Konservatuarı, Eğitim Fakültelerinde Müzik Eğitimi veya Öğretmenliği Ana Bilim Dalı, Güzel Sanatlar Fakültelerinde Müzik Bölümü ve Müzikoloji Bölümü… Konservatuarlarda, ses ve çalgı icrası yanında bestecilik, askeri müzik, müzikoloji vb. gibi alt sanat veya bilim dalları bulunuyor.

Birçok üniversitede müzikle ilgili bir öğretim kurumu var. İtiraf etmek gerekirse, çoğunun kurulma serüveni rektörlerin “bizde de üniversitenin açılışında, belli zamanlarında etkinlik yapacak müzik bölümü olsun” düşüncesinin yattığı bilinir. Diğer yandan bir Fen-Edebiyat Fakültesi altında açılmış Müzik Öğretmenliği Ana Bilim Dalı veya bir Vakıf Üniversitesi altında açılmış “Devlet Konservatuarı” gibi örnekler; bilinçsizce açılan en düşündürücü örneklerdir.

Müzik öğrenimi görülen dallar içinde resmi olarak bir tek, Eğitim Fakültesi altında bulunan Müzik Eğitimi veya Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’nın Müzik Öğretmeni yetiştirme hakkı varken; devlet kadrolu veya güvenceli iş olanağı bulamayan diğer konservatuar ve fakülte mezunları, pedagojik formasyon eğitimi alarak bu hakka sahip olabilmektedir. Halbuki esasen, bu saygıdeğer alanda görev yapacak olan eğitimcilerin, tamamen bu disiplinle ve pedagojik donanımla baştan sona öğrenim görmesi gerekmektedir. Üniversitelerdeki akademik kadrolaşma veya yükselmedeki sorunlar ise; burada sayfalarca anlatımla ancak özetleyebileceğimiz ve örnekleyebileceğimiz bir tabloyu işaret etmektedir. Ahval; durumun vehametini ortaya koymaktadır.

Benzer tespitlerle olsa gerek; Müzik Üniversitesi denince günümüz şartlarında esinlenerek akla gelen kaygılar, Yalçın Çetinkaya’nın Yeni Şafak Gazetesi’ndeki 26 Mart 2017 tarihli “Müzik Üniversitesi[2]” başlıklı köşe yazısında da uzun uzun anlatılmaktadır.

 

BİRLİKTE EĞİTİM

Müzik Akademisi, Bölge Konservatuarı veya Müzik Üniversitesi adı altında kastedilen öğrenim kurumlarının esasen yapısı benzerdir. Çok sesli, makamsal ve geleneksel vb. şekilde oluşan disiplinlerin bir olduğu eğitim sistemi ile küçük yaştan sanatta yeterlik/doktora seviyesine uzanan bir model… Yani Halk Müziği, Türk (Makamsal) Musikisi ve Çok Sesli teknikli müziğin aynı çatı altında öğretilmesi…

Tarihsel, formal, teknik vb. farklılıklar gibi çok önemli ve elzem maddeleri, konunun üstatlarına havale ederek geçelim. Yalnızca şunu vurgulayalım: Kimisinde teori, kimisinde birlikte çalma, kimisinde özgünlük vb. gibi çıkış noktalarının ağırlığı hissedilen müziklerin nasıl bir arada öğreniminin sağlanacağı; ayrı bir mesai ve müfredat konusu olarak çalışılmalı ve değerlendirilmelidir.

 

GEÇMİŞTEN ÖNERİLER

Müzik Üniversitesi için üç önemli dönemeci paylaşalım. İlki Osmanlı Devleti dönemindeki Musika-i Hümayûn; yani Padişahlığın Müzik Kurumu… Bu kurumda başlayan eğitim daireleri farklı farklı idi. Çoksesli teknikli müzik ayrı bir orkestra içinde, makamsal musiki ise ayrı bir topluluk içindeki meşk sistemi ile yürütülüyordu. Hatta makamsal musiki kolu olan Fasıl Heyeti; biri geleneksel meşk sistemi ile süren Fasl-ı Atik, diğeri yenilikçi ve arayışçı bir niteliği bulunan Fasl-ı Cedid adı altındaki iki ayrı koldan müteşekkildi. Fasıl Heyeti üstatları, aynı zamanda Müezzinan Heyeti üyeleri olarak Mevlithan görevinde de bulunuyordu. Bunların hem Armoni Orkestrası(bando), hem de Senfoni Orkestrası üyeleri ile etkileşimleri kesintisiz biçimde sürüyordu. En yenilikçi deneme isi; Santuri Hilmi Bey’in başında bulunduğu Fasl-ı Cedid’in arayışları idi.

İkinci ve en önemli dönemeç ise; 1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün davetiyle Ankara’ya gelmiş ve içinde Senfoni Orkestrası, Armoni Orkestrası ile Fasıl Heyeti bulunan Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti ismini almış olan Makam-ı Hilafet Muzikası’nın üyelerinin ayaklarının tozuyla açtığı Musiki Muallim Mektebi idi. Tarihsel araştırmalarımızdan bir tespiti ilk kez bu vesileyle sunarak, bir konuya açıklık getirelim: İstiklal Marşımızın Bestecisi de olan Osman Zeki Üngör’ün, Veli Kanık ve İhsan Künçer gibi isimlerle birlikte kurduğu bu okul bir İcracı ve Eğitimci okulu idi. 1936 yılında kurulan Ankara Devlet Konservatuarı ile birlikte çatısı altından icracılık eğitimi çıkmış olan Musiki Muallim Mektebi; sanki yalnızca bir müzik eğitimcisi okulu imiş gibi kaldı. Halbuki Osmanlı’da Musika-i Hümayûn’dan Cumhuriyet döneminde Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti (ve 1932 yılında ikiye ayrılan kolları olan Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası ve Riyaset-i Cumhur Armoni Muzikası ile) 1958’lere dek uzanan kadro yapısı; sanatçılık tanımlamasıyla değil, musiki muallimliği tanımlamasıyla teşkil edilmişti. Musiki Muallimi; o günkü anlamıyla “Usta-Öğretici” idi. Örneğin 2.klarnet sehpasında oturan icracı 3.klarnetçinin öğretmeni iken; aynı 2.klarnet icracısı, 1. klarnet icracısının öğrencisi idi. Usta-çırak ilişkisinin eğitime uygulanmış ve “icra eden-eğiten” kadrosu karşılığı olarak, sınıflarla ifade edilen “musiki muallimi” tanımı kullanılmıştı. Bugünkü karşılığındaki salt “müzik öğretmeni” değil, icrada usta ve aynı zamanda öğretici vasfı olan müzisyen için bu tanım geçerli olmuştu.

Musiki Müesseseleri Müdürü olarak Osman Zeki Üngör’ün, sanılanın veya ortaya çıkarılan kısıtlı bilgilerin aksine Türk Musikisi’nin de bulunduğu bir eğitim sistemi için Musa Süreyya Bey ile yaptığı çalışmaların meyvesi olan raporları; kişisel arşivimizde bulunmaktadır. Münazaralar ve araştırmalar neticesinde Üngör; 1930’lu yılların başında Musiki Muallim Mektebi’ni bir Müzik Akademisi’ne çevirmek için kolları sıvamıştır. Nitekim yoğun çabaları sayesinde 1934 yılında çıkan Milli Musiki ve Temsil Akademisi yasası; bu çalışmaların sonucudur. Ne yazık ki, kadük de olmayan bu yasa, Üngör’ün 1934 yaz aylarında görevinden ayrılması sonrasında hiç uygulanmamıştır. Yine de Üngör; tüm müzik eğitimlerinin çocuk yaştan itibaren birleştirileceği bir Akademi yapısı sonucuna ulaşmıştır. Musiki Muallim Mektebi’nde ilk zamanlarda alınan ortak eğitimin, Akademi yapısı altında daha bilimsel şekilde palazlanmasını öngörmüştür.

Üngör’den sonra en önemli dönemeç; Besteci Muammer Sun’un ortaya attığı Bölge Konservatuarları fikridir. Bu konuda Sun’un pek çok makalesi bulunmaktadır. Yaşamını Ankara’da sürdüren Sun’un uzun yıllar yaptığı literatür ve alan araştırmaları; Bölge Konservatuarları fikrini olgunlaştırması anlamında fayda sağlamıştır. Özetleyecek olursak buna göre; yaşadığı yere en yakında Bölge Konservatuarı öğretmenleri tarafından müzik yeteneği/yatkınlığı konusunda sınava tabi tutulacak öğrenci, başarılı bulunduğu takdirde belli bir süre Bölge Konservatuarı’nda öğrenim görecektir. Buradaki en başarılı mezunlar ise; merkezdeki daha üst düzey ve kapsamlı müzik eğitim kurumunda öğrenimlerini sürdürecektir. Prof. Sun’un önerisinde, özellikle Bölge Konservatuarı mensuplarının, kendi öz kültürleri ve geleneği olan çevrelerinde “müzik üreten insanlar” haline gelmesi detayı; hayli çarpıcıdır.

Bir dönemeç olarak kabul edilemese de, bir sonuçsuz çalışmanın da örnek olduğunu aktarmak gerekir. Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Bilkent Üniversitesi’nde 2003 yılı sonlarında düzenlenen “Askeri Müzik Sempozyumu” sonuç bildirgesinde yer alan “Askeri Müzik Akademisi” fikri, hayli olgun, düşünülmüş ve özgün bir halde iken; yazık ki sonuçsuz kalmıştır.

Müzik Üniversitesi konusunda, yukarıda değindiğimiz tarihsel tecrübelerin dikkate alınması durumunda; kaygılar giderilebilecek, bu kıymetli adım sonuç bulabilecektir. Bu maksatla, yalnızca üniversitelerin temsil edilmediği, icracı kurumlar ile müzikle bağlantılı meslek kollarının temsilcilerinin de görüş ve tespitleriyle katkıda bulunacağı çok daha geniş katılımlı ve planlı bir arama çalıştayı yapılması gerekecektir.

4.4.2017


[1] Uzman Müzikolog

 


Yazarın Diğer Yazıları

  • Müzik Üniversitesi İçin Geçmişten Sayfalar...
  • CSO 190. Yaşını Kutladı
  • Bizde Davulcuya Verilecek Kız Yok
  • Daha da Çanakkale'nin 100.Yılı Yok
  • Vengerov Her İki Şapkası ile İstanbul'daydı
  • Kartopu
  • Robot Teo, Orkestraya Karşı
  • Bu Gece Tarihin Akışı Değişti
  • Müzik Psikolojisi
  • Meltem Cumbul Kendi Aşkını mı Anlattı!
  • İnanılmaz Bir Azim Öyküsü: Cam Çocuk Niyazi
  • Kültürel Yağları Eritelim
  • Devlet 'Devlet Sanatçısı'nı Unuttu!
  • Sizler Bizim Heykellerimizdiniz!
  • Ankara 1920'ler...
  • Fehmi Paşa Korusu Yandı, Sıra Varşova'daki Fehmi Paşa'da!
  • Önce Heykeller Yıkılır Sonra Sanatçılar
  • Polonya 600.Yılı Kutluyor, Peki Türkiye?
  • "Opera Bize Uygun Değil" Diyen Olursa Verdi Çarpar
  • Konuşturmadı!
  • Soma'da 'Geride Kalanlar'
  • İşsiz ve Sosyal Güvencesiz Sanatçıların "Sesli" Çığlığı
  • Antalya, Antalya Olalı Böyle Bir Şey Görmedi
  • Kültür Bakanı'na Katılıyorum
  • Bir 23 Nisan Böyle Geçti
  • Bir Düğün Olsa da Gerilsek
  • Sanat: Şehrin Boğduğu İnsanı Rahatlatacak Nefes
  • Belediyelerin Sanatla İmtihanı
  • Yetmez Ama Sanata Evet!
  • Gel Bakalım Donizet Bey!
  • 90 Yıl Önce Ankara'da...
  • Çok Başarılılar Ama Yakında Dağılacaklar
  • Yedek Parça ve Eğitim Merkezi
  • “TÜSAK” Değil Zaten “ULSAK”… Peki Bütçe Ne Olacak?
  • Sonradan Fark Edilen İktidardan Müjde ve Tüsak'a Dair Son Duyumlar
  • Gel ve Bir Daha Çal Camilo!
  • Bu da 'Fantastik Senfoni' Derbisiydi!
  • TRT Müzik mi 'Eğlence' mi?
  • Bu Çocukları Cumhuriyet Yetiştirdi
  • Nevşehir’de CSO, Evinde Gibiydi
  • İdil Biret’in Gurur Gecesi
  • Bodrum'da Angela Rüzgarı Esti
  • Genç Cumhuriyetin Kültür “Dayatması”
  • Türk Marşının Babası, Afganlar'ın Donizetti'si
  • Ankara'da Gençlerin Gecesi
  • Hiç Olmazsa Bugün Olsun Üngör’ü Unutmasak!