|
|
Kültür Başkenti'ne Geçmişten Örnekler
2010 İÇİN 80 VE 100 YIL ÖNCEDEN ÖRNEKLER…
(Bu yazı Hürriyet Gösteri Dergisi'nin 299.sayısında Ekim-Aralık 2009'da yayınlanmıştır.)
Kültür Başkenti etkinliklerinin neler olacağına dair hazırlanan 150 sayfalık ilk kataloglar 30.000 adet yayınlamıştı. İkinci ve üçüncü kataloglar da yoldaydı. "Bunlar planlandı, planlamayla şunlara ulaşmak hedefleniyor" tarzında şeyler… Önce uzun otoban trafiğe kapatılarak 30.000 masanın olacağı 60 kilometrelik stand düzeni kurulup, 5 Haziran'da 4439 kilometrekarelik alanda 60.000 kişilik koro kurulacaktı. Her çocuğa bir çalgı çaldırabilecek şekilde hazırlık yapılıyordu. Kültür Başkenti yetkililerine soruyoruz. Son durum nedir? Elbette bizimkinin değil, bizimle eş zamanlı olarak kültür başkenti olan ve bu çalışmaların yapıldığı Almanya'nın Ruhr Bölgesi'nin yetkililerine…
Eylül ayındayız ve sezon başladı. Bizdeki Kültür Başkenti çalışmaları ile ilgili hiçbir yorumda bulunmayalım. Çünkü artık aynı şeyleri yazar hale geldik. Takdir yetkililerin ve sizlerin olsun. Biz; 80 ve 100 yıl öncesinden birkaç örnek vererek kıssadan hisse diyelim.
80 yıl önce Mustafa Kemal İstanbul'a geldi ve beraberinde Cumhurbaşkanlığı'na bağlı müzik kurumlarını almıştı. Senfoni Orkestrası, Fasıl Heyeti, Armoni Orkestrası (Bando); 29 Ağustos-7 Eylül arası Fatih, Taksim, Sultanahmet, Üsküdar, Sarayburnu, Maçka, Kuşdili, Bebek, Büyükada, Kadıköy, Dar'ül Fünun ve Beyazıt'ta dönüşümlü olarak konserler verdi. Birkaç yıl boyunca konserler sürdü. Şimdi elimizde birçok orkestra, koro ve topluluk var. Bir tanesinin bile başka şehre gitmesi harcırahı düşünülerek lüks gibi görülüyor. Çünkü odasında müzik dinlemeyen bürokratlar kültürün insanın varlığındaki işlevindeki gerekliliğine inanmıyor veya kavramıyor. Bakanlığın bütçesi ise kısıtlı! Bakan Günay sanata duyarlı olsa da, Bakanlık organizmasının mevzuat ağırlığı turizmde ve işin üzüntü veren yanı; birçok bürokrat kültür-sanatı turizmin sermayesi sayıyor. Yine de Bakanlık, Ajans ve çeşitli destekçilerin elbirliği, güçbirliği ya da imecesiyle ülkedeki resmi veya özel tüm topluluk, koro ve orkestralar, şehrin her yerinde, her gün bir festival havası yaşatabilir.
1926'da ise, İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası'nın "Seyyar Sergi" adlı projesi kapsamında Karadeniz gemisi Avrupa'nın ve Kuzey Afrika'nın 12 ülkesinde 19 limana ziyaretlerde bulunmuş ve binlerce kişiye konser veren (bugünkü) Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası da tanımayanlara yeni devletin çağdaş hedeflerini notalarla aktarmakta aracı olmuştu. Traktörü bile olmayan ülkenin çağdaşlık dersi, Avrupa'da şaşkınlık ve hayranlıkla karşılanmıştı.
100 yıl önceye dönelim. Taksim, Tepebaşı ve Osmanbey'deki çay bahçelerinde zamanın ünlü yabancı orkestraları konser verirdi. Savaş yaklaştıkça bu konserleri Deniz Kuvvetleri Ertuğrul Muzikası, saraya bağlı senfoni ve armoni orkestraları gerçekleştirir oldu. Kurulacak iki çadır böyle bir havayı sağlayabilir.
2010 gelip geçici! Kalıcı olması için ise eserler bırakması gerekir. Bestecilere, prodüktörlere, edebiyatçılara, yönetmenlere, ressam ve heykeltıraşlara siparişler vermek için hala zaman var. Cemal Reşit Rey Konser Salonu, İşSanat, Aksanat gibi bu şehirde profesyonel prodüksiyonlarla boylarından büyük işler beceren kuruluşlar var. Kültür Başkenti için bu kadar geç kalınmışken, hiç olmazsa bu kuruluşların desteği alınarak bazı şeyler telafi edilebilir. Unutulmamalıdır ki; çok az zaman kaldı!
Yazıyı yazdığımız günlerde CRR Konser Salonu Genel Sanat Yönetmeni Yalçın Çetinkaya'nın görevinden alındığını öğrendik. Bir yerden daha umudumuz kırıldı, endişeler bastırdı. Yukarıdaki örnek listeden umarız ki CRR'yi çıkartmak durumunda kalmayız.